27 Temmuz 2009

Telefon

Eşim anneler günü için bana telefon almıştı. Ben aylarca ne istesem diye düşünmüş taşınmış binlerce kez fikir değiştirip sonunda ehh bu olsun demiştim. Eşimde koşaraktan almıştıaman fikrim değişmeden.

Sonra ben binbir emek sim karttan kopyalamıştım tüm isimleri gereksileri silmiş yenilerini eski telefondan binbir emek almış yazmıştım. Cirlop gibi olmuştu. Nasıl düzenliydi çok beğenmiştim. Telefonun 2. gününde eşim ya tüm gün seni aradım niye telefonunu kapadın dedi, sonra arkadaşlarım işten arayıp kızım senin telefonun sürekli kapalı hayırdır dediler. Ben bir farkettim ki telefon ya sim kartı takın diyor ya da şebeke bulamadı diyor. Yolla bakalım servise dedim ,gitti gelmesi 1 ay sürüverdi. Dönerkende yok bir şeyciği ablası sana öyle gelmiş demesinler mi? Neyse aldım bu haftasonu yavrucağı tabiki tüm yaptığım düzenlemeler kopyalamalar iptal. Şimdi herşey baştan.

Kuzenim kolay yolları var dedi ama ben anlamadım hiçbirşeyi eski usul yine yapacağım. İşin kötüsü yine bu ayşe kimdi şu murat hangisi acaba diye kıvranmalar tekrar olacak. Kardeşim anneler babalar lütfen bir süre murat, mehmet ayşe isimlerini koymayın karışıyorlar.

Aaa Mehmet diyince aklıma komik bir olay geldi. Çok yakın arkadaşımın dedesi yıllar önce ilk oğlu doğdunda hemen gitmiş nufusa yazdırmış, hiç karısına sormadan mehmet diye. Neyse bir sene sonra ikincisi doğmuş gitmiş bunuda yazdırmış. Karısı ne yazdırdın demiş Mehmet demiş. Ama bey bizim 1. side Mehmet karışırlar git değiştir demiş. Adam gitmiş nufusa, oradaki memur olmaz kayda geçti yazamayız demiş. Eee ne olacak şimdi demiş adam. Memur bir isim söyleyin başa onu yazayım bunuda o isimle çağırırsınız demiş, adamda bu küçük olduğuna göre küçük yaz demiş. Adamcağızın ismi Küçük Mehmet olmuş. Fıkra gibi değil mi ?

23 Temmuz 2009

Yazlıkçılık


Yazın kendini iyice gösterdiği, havanın cehennem kıvamına geldiğinde annemlerin yazlığına kaçtık. Koca koca bavulları doldurduk, oyuncaklarımızı kitaplarımızı asla unutmadık. Aman anne sakın arabalarımı unutmayalım, aman sakın şeker oyunumu unutmayalım diye diye ilk seferinde mayolarımızı unuttuk. İkinci seferinde benim güneş gözlüğünü en son seferinde de benim kıyafetleri.

Nasıl yani kaç defa gittiniz diyorsanız biz her Cuma İstanbul'a her pazar akşamıda yazlığa dönüyoruz. Yazlık işime bir kaç dakikada gidilecek kadar yakın. Yani işten çıktıktan birkaç dakika sonra kumlarda kale yapar durumda oluyorum.


Yazlık sabahları bazen o kadar serin oluyor ki minik danaya uzun kollu giydiriyorum. Eskiden yukardaki havayı baz alarak kalın kıyafetlerle çıkar sonra pişerdim.

Geçen cumartesi evde öleceğim sandım uyuyamadım bir türlü sıcaktan, bünyem hemen serinliği istiyor. Akşam denizinden sonra ayağa çorap üstüne uzun tişörtle ısınmak...




Çok mutlu minik danam, yüzmeyi kıvırdı,bana rağmen. Yüzmenin keyfine vardı şimdi çıkartmak zorlaştı. Kimseyi dinlemeyip zorlamazsan isteyerek keyifle girebiliyor çocuk.










Bu yazlıkçılığın tek kötü tarafı yemek durumları. Ben evimde saat 6.30-7 arası yemeğimi yer bir dahada bir şey yemem. Ama burada ne mümkün ben geldiğimde daha yeni akşaüstü çayı bitmiş akşam yemeği hazırlıkları yapılıyor oluyor. Biz aşağıya oynamaya iniyoruz, bir saat bisiklet, scotter ,kum ya da masa tenisi oynadıktan sonra temizse denize atıyoruz kendimizi 15 dakika suda çırpın sonra yukarı çık duş al giyin saat oldu mu sana 8. Salatayı yap masayı hazırla, panjurları aç güneş batmışsa yemek zamanıııı.


Ne oluyor oğlanın yatak saati 9 dan 10'a hatta 10.30'a çıkıyor.

Bazen gece çayından bile pay istiyor. Anne bir limonlu çay içebilir miyim diye soruyor. Veriyorum. Sabahları daha geç ve çok mutlu kalkıyor.Bende bir gevşeklik bir rehavet var aman ne yapayım uyumazsa uyumasın havamdayım.

Hani tatile gittiğinde o bir haftayı efektif geçirirsin sabah erken kalkıp yer kaparsın kahvaltıyı erken eder, denize inersin ne verilirse yersin eve döndüğünde midende kafanda yorulmuş olur, burada tamamen tersi aman inemem şimdi güneş var aman deniz daha soğuktur, yok bugün yosunlu derken toplamda o 7 gün girdiğinden az girmiş olursun denize.

Kısaca düzen tamamen bozuldu, saat 8lerde yemekler 9 larda kalkmalar.

Not: Artık kendisi suda koala gibi olmadan yüzebilme cesaretini gösterdi. Evet biliyorum sitedeki en temkinli çocuk ,millet bu yaşta iskeleden atlıyor ama olsun benim için başarı :)

21 Temmuz 2009

Mutlu bir gün

18 Temmuz 2009

4 yaş danası

Çok heyecanlıyım canım. Çünkü bugün tam tamına 4 yaşındasın. İnanılmaz hızla büyüyorsun.




Ne çok bekletmiştin beni. Doktor artık normal olamaz dediğinde ne kadar da üzülmüştüm. Bu 4 kilonun üstünde demişti doktor. Koca kafalı iri bir bebek demişlerdi senin için. Doğduğunda arkadaşlarımın bebeklerine benziyordun ama büyümüş hallerine, 4250 doğmuştun. Nasıl hırsla gelmiştin odaya. Hastahanede tüm katı ağlamanla çınlatıyordun. Benden 1 saniye bile ayrılamıyordun. Yanımda kuzu gibiydin. Kendi yatağında bağırıp duruyordun. Tıpkı şimdi ki gibi. Oğlum baban tutsun elini dediğimde küsüp sen beni sevmiyorsun diyorsun. Aniden içeriden koşup anne seni seviyorum diyorsun.Bana karşı inanılmaz düşkünlüğün var. Zaten benden başka kimseyede sevdiğini söylemiyorsun.


Artık küsünce odana kapanıyorsun biz yanına gelmeyincede çıkmıyorsun.


Çok mantıklı ve çok söz dinleyen birisin. Lafı asla sakınmıyor pat diye kapak yapabiliyorsun.





Hafızan korkunç.1 yaşındaki oyuncaklarını yerleriyle hatırlıyorsun. Dün doktoruna gittiğimizde hangi oyuncakları attığını neler eklediğini tek tek söyledin.





Kendi başına bir doğum günü planlayıp arkadaşlarını davet etmişin bize sadece parayı ödemek kaldı. Çok heyecanlısın doğum günü konusunda. Sadece ve sadece arkadaşlarını istedin. Bende gelebilir miyim dendiğinde hiç duymamış gibi yapıp konuyu dağıtıyorsun.





Hala parmak emiyorsun.





En sevdiğin ve olmak istediğin kahraman Sportacus. Sürekli şınav çekiyorsun. Tek el havada tek ayak havada...



En istemediğin kişide Rezil Robbie hem parmak emiyor hem de kötü.



Koşmayı bisiklet üstünde numara yapmayı kız tavlasını seviyorsun. Papaz kaçtı bile oynayabiliyorsun.



Şeker diyarı oynunda kaybetmeye bile alıştın. Başlarda kaybedince o zaman bende giderim deyip gidiyordun.



Seni seviyorum bebeğim.



Kendin olduğun için, kendi doğrularına ulaştığın için,



ben söylediğim için değil kendin denediğin için doğruları buluyorsun

Sana baktığımda büyüdüğümü hissediyorum. Sana verdiklerimi şimdi alabildiğimi görmek beni çok mutlu ediyor.



Artık tamamen bir birey oldun. Kendi tarzın var, gururun var, kendi hakkın için savaşabiliyorsun.



Dün, doktorumuzun dediğine göre, oğlum kurt mu var poponda hiç oturmuyorsun lafım ne yazık ki doğrulandı. Sanırım kurtlanmışın. Şimdi ilaç içeceğiz ailece. Bana aa anne ben babanemlerde sümüklüböceği ellemiştim acaba oradan mı popoma kaçtı diyerek olaya farklı açıdan baktırıyorsun.



Mutlu 4 seneler bebeğim.



Biz seni çok seviyoruz.



Hep sağlıklı ve mutlu ol.

17 Temmuz 2009

Eski bilgiler

Oğlum doğduğunda bir defter vermişlerdi. Ben bunu kaybetmiştim şimdi yine buldum. Eski bilgiler birde burada dursun diye yazayım istedim.



Yeni öğrendiklerim

Bu blogu açarken internette dolanıyordum. Bir site buldum templatelarına bakarken bir sürü değişik bilgilerinde olduğunu farkettim. Mesela artık sayfamda copy paste yapılamıyor. Function disable deniyor. Çok hosuma gitti. Oradan öğrenip öğrenip deneme yapıyorum.

Oğlum sürekli koşup düşen ve çabuk moraran bir çocuk. En hoşuna gitmeyen de buz olayı. Ben buzu kafasına koymaya o da koydurmamaya çalışıyor. Ama artık o sorunu çözdük nasıl mı şu marketlerde satılan yüz temizleme süngerlerini hafif ıslatıp dondurucuda donduruyoruz. Hem çok soğuk olmuyor hemde eridikçe su akmıyor. Bilmeyen varsa öğrensin dedim. Çünkü ben çok yararını gördüm. Hatta artık hemen buz kıvamına bile geldi oğlum.


Dün aşı oldu. Önceden anlattım kolun acıyacak şöyle olacak diye. Gayet kendinden emin doktora ben biliyorum acıyacak filan dedi. Ama iğne girince bastı çığlığı " ya acıyacak dedikte bu kadar mı acır, şimdi bu kolum hep acırsa yanarsa ne olacak " diye diye ağladı. Aşıdan sonra cesurluğundan dolayı minik bir oyuncak hakkı verdim.O da minik bir keçi ve domuzu seçti.Yol boyunca keçinin behhh sesi kulaklarımda geldik.
"Ahh anne bu keçi kolumun tüm acısını hafifletti inanır mısın?" dedi. Bir de keçi sütü var mıdır içilir mi dedi. Organik bir çocuk bu oğlan.

Si.livride denize girdi. Önce koala misali boynumda kravat şeklinde sonra el ele biraz sonra gelen dalgaların üstünden atlar vaziyette. Çok eğlenceliydi sırf bu yüzden tatile daha bir gidesim var. Oğlumla olmayı çok özlüyorum. " anne biz Bodrum'da ne kadar mutlu bir aileydik " ya da "Bodrum diye bir yer vardı hatırlar mısın" laflarıyla oğlum bu özlemimi deşiyor.

Not: Bana hoşgeldin diyen, yazdıklarıma ses veren herkese çooook teşekkürler

14 Temmuz 2009

Bizde varız.

Haftasonu Silivrideydik. Eşimin ve oğlumun doğum günü kutlamaları sebebiyle.
Ben eşyalarımızı toplarken bir BJK havlusu gördüm. Evde sadece eşim Bjklı olduğu için sordum.

- Anne bu havlu bizim mi?
- Evet kızım sizin.
- Zaten kimin olacak ondan başkası yok ki beşiktaşlı

İçeriden koşarak gelen minik dana
- Bizde varız bizde beşiktaşlıyız.




AVMde çay içiyorum danacıkta benim çayımın kaşığıyla oynuyor bir an kaşık kayboluyor.

- Anne bana kaşık alsana kaybettim.
- Oğlum kendin istesene, abi veririr sana
- İsteyemem
- Niye canım utanma
- Ben utanmıyorum ki, sen demedin mi tanımadığımız insanlarla konuşma,verdiklerini kabul etme diye. Ben bu adamı tanımıyorum ki.

13 Temmuz 2009

Uzun soluklu2



Nişanı yaptık çokta güzel oldu. Sonra ablacığımın mutlu sağlık haberini aldık. İçtiği iğrenç soğan sularından mı yoksa geçeceği mi varmış bilmem ama ameliyata gerek kalmadan atlattık.




Uzun zamandan beri ilk defa arkadaşlarımla dışarı çıktım. Bora babasıyla beraber kaldı. Güzel bir geceydi dışarıda olmak ablamla olmak hiçbir şey değişmemiş gibi hissetmek bana iyi geldi. Ablam ben Ferah tıpkı eski günlerdeki gibi.




Yıllar yıllar hatta çoook yıllar önce annemler yazlığa gittiğinde bizim ev şenlikleri başlardı. O zaman hepimiz okuyorduk üniversitede. Hatta Ferah'ın sınavları bile vardı. Saatlerce oturur konuşurduk, yemek pişirir yerdik. Hiçbirimiz başlarımıza neler geleceğini bilmeden kahkahalarla gülerdik. Saat 5 'te uyuyup 7 de kalkıp sınava giderdik. Hayat hiçte planladığın gibi gitmiyor. Bir daha asla hiç bu kadar umarsız düşünmeden beraber gülemedik sanırım.







Şimdi birbirimize anlatacak traji-komik hikayelerimiz var artık. Yine gülüyoruz beraber ama taşmıyor artık kahkahalar ağzımızdan, elimizle kapatınca ağzımızı. Gözlerimiz parlamıyor anlatırken hikayelerimizi. Büyümek sanırım eskisi kadar cazip ve janjanlı gözükmüyor bana. Keşke oğlum bunu erken farketse daha fazla oynasa daha çok gülse koşsa.




Not: Nereden girdim nereden çıktım ya ben ablamı anlatacaktım.


Evet başka konuya saptım ama bir sor neden çünkü bir kaç resimle pekiştireyim dedim yazımı ama resimler evde kaldı. Yani en erken çarşamba eve gideceğim için de ne yazık ki çarşambaya kadar eskiyi ısıtıp ısıtıp koyacam buraya.






10 Temmuz 2009

bugün ne oldu

-Oğlum kolunun altı pişmiş içerden pişik kremini getirde süreyim.
- Off bu evdeki bütün işleri bana söylüyorsunuz. Birazda siz çalışsanıza.

Arayada sıkıştırayım. İlk kez sümkürdü. Sizin için iğrenç benim için mutluluk verici.

Uzun yazılar dizisi

Yıllar yıllar önce annemlere yalvarıyordum annneeeee ne olur bana bir kardeş diye. Sonunda isteklerim kabul oldu minik bir bebek eve geliverdi.

Nasılda mutlu olmuştum. Oyuncak bebeklerimi köşeye atıp yeni bebeğime sevgiyle sarıldım.

Annemin izin çerçevesinde altını değiştirip, bazen emziğini verip uyutup kendimi eğlendiriyordum.Sonra o bebek büyüdü, bende büyüdüm doğal olarak.

Canım gezmek bir iki kişiyle bakışıp konuşmak istiyor o da ne benim çocuk dibimde bitiyor, açıyor ağzını banane ben ablamla olacağım. Artık hayatım çocuklu kadın durumunda denizde yüzüyorum bir bakıyorum takmış simidi gelmiş yanıma, git oğlum , gitmez. (demek ki bende bir sorun var aynı durum bilindiği üzere danada da mevcut)

Evin içinde çok eğlenirdik bazen benle evcilik oynardı bazen ben onla futbol, beraber şirinleri , he-man

'ı seyrederdik. Hatta bir akşam eve dönerken takside "aaa şirinleri kaçırıyoruz" demiştim de bu yavrucak kapı açıldığında koşarak karşıya geçme denemesi yapmış ve arabaya çarpmıştı. Çarpmıştı diyorum çünkü araba ona değil o arabaya çarpmıştı yan kapıdan. Allahtan bir şey olmamıştı sadece akşamı acilde geçirmişlerdi.


Yıllar biraz daha geçmişti ben nişanlanınca bu koca herif olmuş adam bana sen evlenirsen bende sizin eve gelirim demişti. Birbirimize olan sevgimiz hep devam etmişti.


Şu anda ne mi oldu kendine bir kız arkadaş buldu aaa beni unuttu. Bize düşen görev nişanladık iki sevgi kuşunu. Arkadaşlarımla dalga geçerdim "Görümce görümce severim seni ölünce "diye. Gerçekmiş o ben cadı bir görümce olacağım galiba .
Şaka bir yana gerçektende çok güzel bir nişan oldu. İçildi yenildi yüzükler takıldı.



8 Temmuz 2009

Yorulmak

Hayatım boyunca benim için dinlenmek demek ayağını uzatıp eline kumandayı alıp döne döne yatmak değildir. Bu gibi planlar beni hayata küstürür. Eşimin ise 2 gün hiç evden çıkmadan uyuduğu rivayet edilir. Hatta bir ramazan günü sahurda yemeklerini yiyip 5 dakika uzanalım sonra dışarı çıkarız deyip uyandıklarında ertesi günün iftarını kaçtırdıklarını hala anlatırlar. Yani kocam için uyumak eşittir dinlenmek demektir. Bizim denklemler asla ortak paydada eşitlenmez. Evlendiğimde ablam daha uzaklara gitmediğinde problem olmazdı ben çıkardım dışarı o dükkan senin bu cafe senin dolanır kendimi eğlendirirdim, o da açar tvyi koyar yanına birayı maçları seyrederdi .İkimizde mutluyduk sonra aramıza bir dana katıldı. Doğduğunun 20. gününde gezilere başlattım. Bodrum, Ankara daha niceleri hiç üşenmedim koca çantamla her yere onuda taşıdım.

O büyüdü benim çanta küçüldü, sadece su ve bir tişörte kadar düştük.Tabi bazı çiş kazalarına karşı şortta olabiliyor bazen.

Benim gezi arkadaşım ablamında gitmesiyle minik danam oldu. Şimdi haftasonları dışarı çıkmadığımızda morali bozulan, kar kış dinlenmeyen annesine can yoldaşı minik danam.

Bu gezi arkadaşlığı fena halde alışkanlığa dönüşünce tek başıma hiç bir yere gidememe, onsuz plan yapamamaya dönüştü. Eşimin cumartesileride çalışması, dananın tamamen beni istemesine
dönüştü.

Geçen gün arkadaşlarımızda otururken eşim 4 senedir bir haftasonu oturamadım evimde, rahat rahat uzanamadım dedi. Tabi ki bunun çoğu abartmaydı ama doğruydu da.

Ben de 4 seneden beri 8 daha geç uyanamadım, cumartesileri tek başıma gezemedim, tek başıma alışverişe gidemedim, yemeğimi soğutmadan yiyemedim, içeceğimi ısıtmadan içemedim, arkadaşlarımla bölünmeden muhabbet edemedim... bu liste uzar gider.

Evet artık eşimle ortak paydada buluşuyoruz, biraz o eğriliyor biraz ben eğriliyorum minik dana dimdik ortalıkta dolansınsın diye.

Aslında buraya ablamın İstanbul gezisini ve bir görümce nasıl olunur onu yazacaktım. Ve aslında bunları 2 hafta önce yazacaktım. Yazılacak listesinde 2 günde 3 günlük gezi nasıl yapılır, EAE eğitimim ve bir kaç önemli bilgi verecektim.

3 Temmuz 2009

Seize the day

Yıllar önce Ölü Ozanlar Derneğini seyrederken ne çok etkilemişti bu kelime beni. Her seyrettimde ne kadarda doğru demiştim. Ama her seferinde unutmuş, anı bir türlü yakalayamamıştım.


Sürekli plan yapmak o planladıklarımı yaşarken yeni planları düşünmek beni çok yoruyor. Sevgilimle konuşurken oğlumun doğum gününü planlamak, çamaşır makinesiniz bitip bitmediğini duymaya çalışmak, yarın ne yiyeceğimizi düşünmek....

Sanırım benim çipte bir sorun var.

Ablam geldi ve gitti. Onuda yaşayamadım. Sürekli şurayada gidelim, burada da bulunalım düşünceleri benim günümü yaşamama izin vermiyor.